Kapat
ÇOCUKLARIMIZ DEĞERLERİMİZ VE GELECEĞİMİZ

Geleceğimizin eğitimle inşa edilmesi, milli değerlerimiz ve yeni nesiller-1

Bir insan olma zafiyeti içindeki çağda yaşıyoruz.  Bu çağın en büyük vasfı hemen her şey çok ve bol: Mal ve mülk, para ve servet, makam ve mevki, bilgi ve teknolojisi, yasa ve yönergeler, eğitim teknikleri ve kurumları, bilim,iletişim, ulaşımimkânları, haber bolluğu, medya zenginliği ve medya kaynaklı insan ilişkileri…Fakat bütün bu bolluğa rağmen şükür, teşekkür, ahde vefa, liyakat ve dostluklar, güven duyma, sağlıklı insan ilişkileri, insanın kendini, değerini ve haddinibilmesi,hayatından memnun ve mutlu olması, huzur bulması, geleceğinden emin olması, sosyal denge, düzen ve adaletin de aynı oranda var olduğunu söyleyemeyiz…
Sözü uzatmadan ifade etmek gerekir ki zaruri, hatta arttırılmış ihtiyaçtan çok daha fazla araçlarımız ve imkânlarımız var. Bizi doyurmaktan fazlası değil, aynı zamanda bozup ifsad edecek kadar çok. Bu durum “insan olma”yı yeterince idrak edemediğimizi, kaynaklarımızı hakkıyla kullanamadığımızı, yönetemediğimizi, imkânlarımızı değerlendiremediğimizi, “zamanın hakkı”nı veremediğimizi gösteriyor. İçinde yaşadığımız ama tarafımızdan inşa edilmemiş ve bize ait olmayan bir zaman. Yani suyumuz, unumuz ve yağımız var ama helvayı yapamamanın çok daha iyi olmayan bir durumdayız.
Bu böyle gidemez, gitmemelidir. Yeni nesillerin yaşadığımız hayatın sağlamasını yapması, hayatın tıkanan damarlarını açması, bütün bu çoklukları değerlendirmesi, dönüştürmesi ve insanlığın hizmetine sunması için çalışmasını öğrenmesi gerekiyor. Hayır! Hayır! Bir ütopyadan bahsetmiyoruz! Ham hayaller peşinde koşmuyoruz! Ütopyalar çağını geride bıraktık ve yaşadığımız kaos zaten bu çağın eseri, sonuçları. Açgözlü dünya görüşlerinden kaynaklanan sahte cennet hayalleri âlemleri fitneye boğdu, milyonlarca, milyarlarca insanın kanına girdi!
Biz burada, sağ elle sol elin birbirlerini yıkamaları gibi, insanın fıtratında ve tabiatında var olan iyi, doğru ve güzel hasletlerinortaya çıkarılmasından,bağrımızda/sadrımızda beslenip büyütülmesinden ve onların da zamanı dönüştürüp iyi bir geleceği inşa etmesinden söz ediyoruz. Bu değerlerin insanda aynı tabiattaki melekeler ve yeteneklere dönüşerek ailede, evde, işte, sokakta, okulda, mahallede, mahalli ve milli düzeydeyerleşmesinden, gelişmesinden ve insanlığın hizmetine sunulmasından bahsediyoruz. Peki, ama böyle bir değişim ve dönüşüm mümkün müdür? Öyle ise nasıl?
Hemen, “Efendim eğitim!” diye ortaya atılmayalım. Evet, “eğitim” ama boyahane işi eğitim değil!([i])Yaratılıştan, insanın fıtratından, temel değerlerimizden kaynaklanan, istişarelerle kaynatılmış,varlık amacına hizmet eden, ilim ve ahlakla yoğrulmuş, geleceğe yönlendirilmiş bir eğitim… Plânlanmış, projelendirilmiş, uzun vadeli felsefelerin ürünü bir eğitim…
Beşeriyetinbugünkü sorunlarını bir daha, kısaca ve özellikli(spesifik) şekilde özetleyelim: İnsanlık bolluk içinde yokluk, bilgi içinde cehâlet, kalabalık içinde yalnızlık, birlik içinde bölünme, dört bir taraftan yasalarla kuşatılmasına rağmen türlü haksızlıkla karşı karşıya kalabiliyorsa, görünümü, tezahürü, dışavurumu nasıl olursa olsun sorun görünenden çok daha derinlerde demektir. Bu bakımdan sorunlarımız harici müdahalelerle, pansumanla, aspirin tedbirlerle hafifletilebilir yahut geciktirilebilir ama çözülemez. Bize, yeni nesillerimizin eliyle geleceğimizi kurtarabilmek için babanın oğula nasihatini sistem haline getirmek gerekiyor: Oğlum dama ol! Yani günlük iyileştirmelerin yanısıra ve asıl olarak -tabiri caizse- insanlığın sosyal genetiğine girilerek “insan olma”nın iç sistemlerine nüfuz edilerekçözüm aramamız gerekir. Bu da ancak denklemin içine tasarlanmış rollere uygun aktörlerin (yeni nesillerin)dâhil edilmesiyle mümkün olabilir.
Çağdaş insanın sorunlarınıçözmenin birden fazla yolu olabilir, vardır ve kökten çözümlerden biri bu yoldur. Yeni nesillerin, bütün bu hastalıklara karşı duyarlı, yakalanmayacakları şekilde aşılanmış ve bağışıklık sistemleri gelişmiş olarak yetişmesi gerekiyor. Öyle ki yeni nesiller, yeni bilgileri, inançları, değerleri, davranışları ve alışkanlıklarıyla, kutsalları ve yasaklarıyla, sevgileri ve düşmanlıklarıyla bu bataklıklara düşmesin, sellere kapılmasın. Gençlerimiz, habis öznelerin tasarladıkları tiyatrolardanesne, kurgulanmış oyunlarda piyon, insan düşmanı toplum mühendisliklerinde denek olmasın. İnsanlığın aleyhinde yükselmekte olan piramitlere taş taşımasın. İnsanın kendi varlık sebebine yabancılaşmasının, hatta yabanileşmenin önü kesilebilsin. Vahşi bir nehri dizginleyip insanın hizmetine sunar gibiinsanlığın sosyal, siyasi, ahlâkî, iktisadi ve entelektüel birikimini yine insanın yararına ve hizmetine sunmanın kabiliyetini kazanabilsin… Zamana insani nefes aldırabilsin. Nihayet bize, insanın ihtiyacı olan bir gelecek inşa edebilsin.
 

Eşyanın tabiatı yeni bir dünya inşa etmekte yardımcımız olabilir mi?


Peki, ama nasıl? Bu değişim ve dönüşümün yolu, yöntemi, usulü, metodu ve metodolojisi ne olmalıdır? Yeni nesilleri ne ile ve nasıl yetiştirelim ki onlar da insanlık için insani bir gelecek inşa edebilsinler?
Aradığımız cevher, yaratılışın ve insanın fıtratında yatıyor olabilir mi? Eşyanın tabiatını, kanunlarını, kurallarını ve kodlarını bulduğumuz yerde ve aynı oranda,sosyal âlemin de kodlarına erişebileceğiz ve o kodlarla yeni bir dünyayı inşa edebileceğiz. Yani -amiyane tabirle- kebap istiyorsak kebabın, çorba içmek istiyorsak çorbanın özünü, esasını oluşturan şeyleri, malzemeleri bulmamız, tanımamız, en sonunda da insanın hizmetine sunmanın mühendisliğini öğrenmeye ihtiyacımız var.
Bunun için öncelikle peşin hükümlerimizi, ideolojilerimizi, anlık çözümleri, hazır yiyiciliği, köşe dönmeciliği, cinlik ve cinciliği, hevesimizin aş’erdiklerini, şehvet-i kelâmı, fantezilerimizi ve ütopyalarımızıyolumuzun üzerinden atmamız, daha da zor olanı bunlardan arınmamız gerekiyor. Bunu başaramazsak ne eşyanın, ne fertlerin ve ne de toplumun tabiatına yolculuk yapabilir veya kodlarıyla ünsiyet peyda edebiliriz. Eminim ki ihtiyacımız olan yolu, yöntemi, usulü ve araçları hatta akletmeyi eşyanın tabiatında, insana vaz’edilen yüksek rehberlerin kurallarında ve kanunlarında bulabiliriz.
Her yaratılana bir ömür veya can verildiği gibi, ona bir de yaratılış amacına hizmet edeceği bir tabiat verilir. Varlığa tabiatını veren kodlar atomlarda,  atomların alt ve üst yapılarında, aklın alamayacağı bir hızda ve amacına hizmet etmek üzere koşuyor.Canlılara hayat ve tabiat veren iksirler hücrelerde, genlerde ve bunlarınmücavir alanlarında dolaşıyor. Bir şeyin var olması, tabiatı (davranış tarzı), neye hizmet edeceği ve nasıl bir yol alacağı bu kodlara yerleştirilmiştir. Demir sert, kavi ve gösterişsizdir. Altın insanı baştan çıkaracak kadar güzel, az ve işlenebilirdir. Buğday bütün insanlığa lâzımdır ve yerkürenin hemen her tarafında yetiştirilebilir ve işlenerek hizmete sunulabilir. İnsanın elini attığı yerden uranyum çıksa halimiz nice olurdu? Bunlar, eşyanın varlık gayesine hizmet eden, tabiatı hakkında bilgi sahibi ve eşyaya hâkim olmamızı mümkün kılan ipuçlarına örneklerdir.
Yukarıdaki paragraflarda, Yüce Allah (C.C) tarafından yaratılan bir şeyin (madde, ışık, canlı, insan) yapı taşlarını (atomlar, hücreler, genler) hissetme derecesinde de olsa anladık. Şimdi de insan tarafından yapılan araçların, işlerin, müesseselerin ve sistemlerin nasıl inşa edildiğine ve tekâmül şekline biraz bakalım. Bunlara kabaca, insanın yaratılış amacına hizmet edenve yeryüzünü imar ve inşa etmenin kodları diyebiliriz:
-İnsanlığın ilk, basit ve binlerce yıllık faaliyetleri arasından yer alan el halıları tezgâhta dokunur. Dokumadakasnak,yün-çözgü iplikleri, atkı, kirkik, varagele,gücü veya kücü düzeni, germe-gerilme, sıra, sıkıştırma, ilmik ve bunların hepsinin hizmet ettiği düğüm-düğümleme gibi unsurlar vardır. Bu aletler, iş ve işlemler hakkında bilgi sahibi olan bir kimse halının (kumaşın, dokumanın) yapısını ve yapılışını anlayabilir, beceri sahibi olan da dokuma yapabilir.
-İnsanlık günde 2.5 quintillion bayt bilgi üretiyor ve bu miktar kısa aralıklarla katlanarak artıyor. Böyle devasa bir yazı âleminin sadece +29- harfive 0-9 rakamları vardır. Milyon, 6 basamaklıdır. Undesilyon (36), Unvigintilyon (66), Untrigintilyon (96 basamak),Unvicintisentilyon (366),Noncentilyon (2703 basamak) ….’tan oluşan sayılarâlemi ise sadece 0-9 rakamları üzerine kuruludur.
-Yukarıdaki misallerde olduğu gibi milyonlarca insanı barındıran şehirler, maddi taraflarıyla ilçeler, semtler, mahalleler, sokaklar, bina/apartman/siteler, nihayet en küçük birim olarak hane/daire/evlerden teşekkül ediyor. Ama manevi (insan, inanç, değerler) tarafıyla, yine saydığımız isimlerin insan unsuruyla, insanların bir arada yaşaması, hayatını idame ettirmesi (çalışma, üretim, paylaşım, dağıtım, eğitim, ulaşım), kamu hizmetleri, aile-akrabalık-komşuluk ilişkileri ve sosyal ağlarla, dostluk kümeleri gibi sayısız oluşumlardan teşekkül ediyor. 
-Diğer taraftan, bizi dört tarafımızdan kuşatan ve her geçen gün katlanarak büyümekte olan dijitalâlemininyapı taşları, diğer deyişle ‘hücreleri’ 1 ve 0 rakamlarından ibarettir. 0 = 00000000; 1 = 00000001 ile temsil edilir. a’nın karşılığı 01100001; A’nın karşılığı ise01000001’dir.([ii])
-İnsanoğlunun ilk hesap makinesi abaküstür ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3,000 sene önce kullanılmıştır. Ancak, dişli çarklardan ve otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal geliştirmiş, Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir makine daha icat etmiştir. Hesaplamada elektronik sistemin öncüsü kabul edilen ve hesapları otomatik olarak yapabilen bilgisayarı ise Charles Babbage geliştirmiştir. Gerçek anlamda bilgisayar ise, 1941 yılında Berlin'de Kondrad Zuse tarafından geliştirilmiştir. Zues’nin bilgisayarı, elektron lambalarından oluşuyordu ve çok daha hızlı çalışıyordu. 1946'da, Amerikalı J. Presper Erchert ve Jn W. Mauchly ise, yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliştirdiler. Şimdi avucunuzun içine sığan bu makine17,500 elektron tüpü, 1,500 röle, 70,000 direnç, 10,000 kondansatörden oluşmuş,30 ton ağırlığında ve büyük bir odayı dolduracak büyüklükteydi.Bilgisayar üzerinden yürüyerek keşifler âlemi, canlıların yapı taşları olan genetikle varlığı daha iyi anlama ve insan âlemine taşımanın araştırmaları içindedir. Fıtratın, elektronik teknolojinin ve ondan doğan âlemin bu kısacık hayat hikâyesi (1940-2019) bize yaratılışın, inşa etmenin, gelişmenin ve ilerlemenin çok sayıda unsurunu haber veriyor:
Yararlı olan hiçbir şey yokluğu, yok edilmeyi, hatta gereksizliği, varlık hikmeti gereği kabul edemez. Her yaratılan;
Merak edilmeyi,
Araştırılmayı,
Keşfedilmeyi,
Kendisiyle amel edilmeyi (hayata geçirilmeyi),
Bütüne kavuşmayı, kendisiyle hayat tarzı inşa edilmesini ister,gerektirir.
Her şey basit olanın keşfiyle başlar,
Tekâmülle gelişir, kemâle erer.
Her keşif yeni sorular ve keşifler doğurur.
Var olmak ve olmak isteyen araştırır,
Bulduğuyladünyasını ve dünyayı inşa ve imar eder!
Yukarıda sıraladığımız ilkeler birer değer yargısı, altın, elmas değerinde kıymet hükümleridir. Yeni bir dünya isteyen veya bekleyen bu değerleri yeni nesillerin psikolojik (aklına, ahlâkına, idrâkine, inancına, arzularına, emellerine)  ve sosyal-toplumsal genetiğine yerleştirmelidir.
Yazımızın başında, bu yazımızın da konusu olan en büyük emelimizin “insan olma arayışı içinde olmak” olduğunu ve günümüz dünya düzeninin buna muhtaç olduğunu söylemiştik. O halde biz de öncelikle insanın bu insanî, ahlâkî ve kişilik yönüne eğileceğiz. İnsan olma yolunda insanın yapı taşlarını, genlerini ve kodlarınıarayacağız.
Ama önce olmayanı, “değil” olanı teşhis ve tespit edip işimizi, kısmen de olsa kolaylaştıralım.  Aradığımız yapı taşları kesinlikle yeme, içme, kazanma, zenginleşme, çalma, yığma, biriktirme, tüketme, tembellik yapma, keyfine bakma, gösteriş yapma, fitne çıkarma, iktidar sahibi olma, tahakküm etme veya cinsel ihtiyaçlarını karşılamak gibi sıradan, süfli şeyler değildir. Saydıklarımızın tamamı veya bir kısmı tek başlarına değer olamayacakları gibi, ancak bir kısmı aşağıda sayacağımız yüce değerlerle arındırılmış ve onların kontrolünde olarak hayatta tutulabilir. Zira bu saydıklarımız, gerekli ve masumbazı temel ihtiyaçlarımızı karşıladıkları halde, aynı zamanda içlerinde yüksek miktarda zehirler, virüsler ve illetler de taşırlar. Basitçe örnekleyelim: Haksız yoldan kazanma, çok veya pis şeyler yeme, yeme-içme ve cinsel arzularını tatmin ederken kural tanımamak, günlük yiyecek bir şeyi olmayana karşılık bir yıl sonrası için biriktirmek, malını gösteriş veya baskı aracı olarak kullanmak, gücünü insanların aleyhinde kullanmak, insanların iradelerini (özgürlüklerini) kısıtlamak, kibir yapmak, hem kişinin kendisinin hem de sosyalleşmenin (toplum, millet olmanın) önündeki engeller, hatta hastalıklardır. İnsana, insani vasıflar kazandırmak gibi bir cevherleri veya yapıldıklarında hünerleri yoktur.
Onun için biz burada müsbet olanı, insan kişiliğinin inşa edilmesinde yahut bir sosyal yapılanmada, yapı taşı olabilecek unsurları arayacağız. Onları bulduktan ve tanımladıktan sonra da tıpkı Yüce Allah’ın (C. C.) adetlerinde (Sünetullah) gördüğümüz ve insan eseri olarak yukarıdaki misallerinde arz ettiğimiz gibi, o yapı taşlarıyla aşağıdan yukarıyadünyamızı inşa etmeyi teklif edeceğiz.
Geleceğin inşa edilmesi de ancak fertlerin ve toplumun (toplu davranışların, alışkanlıkların, sosyalleşme modellerinin, şehirleşmenin, çalışmanın, örgütlenmenin, medeni davranışın, eğitim sistemlerinin basamaklarını bu kodlarlainşa etmekle mümkün olur.Ama bundan önce burada dikkat edeceğimiz milli-evrensel kural şudur: Fertler toplumun, toplum da fertlerin ancak lehine var olabilir ve gelişebilir. Fert ve toplumun her birinin varlığı, birliği, dirliği, diriliği, düzeni, dengesi, nizamı ve de huzuru diğerinin aleyhinde olamaz!Erdemli bir toplumda yer alması gereken her şey bu genel kurala tabidir.
 

Erdemli bir toplumun yapı taşları veya inşa kodları nedir?


Peki, ama bütün yazımızın esas amacı olan ve başından itibaren etrafında dönüp dolaştığımız bu temel, esas, milli, insani ve evrensel değerlerimiz nedir?
Merhamet etmek; Okumak, Öğrenmek, Düşünmek, Ulvi (entelektüel) merakı (ve hayreti) olmak; Sorgulamak;Doğruluğu düstur edinmek; (Zamanına göre) iyi eğitim almak, İlim edinmek, Bildiğini yaşamak (ilmiyle amel etmek) ve paylaşmak  (öğretmek, eğitim vermek); Paylaşmayı sürdürülebilir ve müesses hale getirmek; İyi, doğru ve güzel işler yapmak….
Yukarıda saydıklarımız, dünya dolusu değerlerin ilk birkaç tanesidir ve her biri örnek insanımızı ve yeni bir dünya inşa etmenin kodları, tohumları, yapı taşlarıdır. Haydi, küçük iki değerleri seti veya sepeti daha yapalım:
Çalışmak (çalışmayı üstün değer bilmek); İnsana çalıştığından başkası olmamak;İnfak etmek;İsraf etmemek;Paylaşmak, Yardımlaşmak; “Veren el” olmak;Yetimlere-yoksullara-muhtaçlara el uzatmak;Ahlâk ve adalet için çalışmak; İyiliği yaymak-kötülükten men etmek;İyilikte ve yenilikte yarışmak; Haramlardan-gösterişten-başkalarının hakkını yemekten uzak durmak…
İyiliği, güzelliği, meşru ve helâl olanı hayatın esası kabul etmek; Yaratılış ve oluşun yasalarını araştırmak; Haksızlık karşısında susmamak; Ölçüleri ve tartıları gözetmek; Faydalı işlerde öncülük etmek, çığır açmak (keşifler, buluşlar yenilikler yapmak); Temizlik, sağlık, hijyen ve hak cihetiyle doğru şeyler yemek; İnsanlarla iyi geçinmek;  Kendimizi başkalarının yerine koymak (empati yapmak); Başkalarıyla iyilikte birlik olmak (takım oyunu oynamak); Mü’minler birbirini sevmek ve birbirlerinden sorumlu olmak; Hesap vermek-gerektiğinde birbirimizden hesap sormak; Çalışıp tevekkül etmeyi ve zorluk halinde sabretmeyi öğrenmek…
Birkaç defa tekrar ettik, yukarıda saydıklarımızın her biri bir kıymet hükmü, değer yargısıdır. İnsanın, kişiliğin veerdemli bir toplumun yapı taşlarıdır.
Son söz olarak; elbette bu kıymet hükümlerini kâğıt üzerinde sıralamak veya ezberlemekle erdemli bir insan görevini yapmış olmaz. Kenarlarda bir yerlerde trilyonla paranız, çuvalla altınınız olabilir ama siz onları değerlendiremiyorsanız hiçbir şeyiniz yok demektir. Yazımızın başında söylediğimiz gibi, “varlık içinde yokluk çekerek” şikâyet ettiğiniz düzensizlikle aynı duruma düşer, hiçbir şey de yapamazsınız!
Gerekli olan bu yapı taşlarıyla toplumun nasıl inşa edilebileceğinin usulünü, yolunu, yordamını, metodolojilerini araştırmak ve projelendirerek hayata geçirmeyi bu sayfada yahut üç yıldır konuyu işleyerek geldiğimiz Gelişim ve İnsanwww.gelisimveinsan.com sayfasında işleyeceğiz, inşallah.

EDEBİYAT VE FEN BİLİMLERİ ANADOLU LİSESİ
12/A SINIFI HASAN TAHA AKGÜN öğrencimizin velisi
İbrahim AKGÜN


İbrahim AKGÜN
A.Ü. DTCF – Kütüphanecilik. İngiltere, Sheffield Üniversitesinde Enformasyon Yönetimi, İsrail'de Kırsal Bölgesel Kalkınma Planlaması Post GraduateStudy
YAYINLANMIŞ ÇALIŞMALARI: Söz İncileri; Divan Edebiyatından Seçilmiş Beyitler (2. baskı), Önce Söz Vardı; Fıkıh, Edebiyat ve Tasavvuftan Seçmeler
DİĞER YAZILARI: Gelişim & İnsan www.gelisimveinsan.comsayfasında
İLGİSİ/UZMANLIĞI: Yenilik, Değişim, Değerlerle Gelişme. Sosyal-Kültürel Proje tasarımı, yönetimi.


 
 
[i] Boyahane: Anadoluda kullanılan bir tabir. Eski zamanlarda boyacılıkta, bir şeyin boyanması için gereken basit işlem ve bunun için gereken kısa zaman. Bu tabir, bir işin bu şekilde aceleye getirilmemesi için kullanılmaktadır.
[ii]Bu bakımdan “bilgisayarlar, kullanıcının kendilerine iletmek istediği şeyi kendi dillerinde (1’ler ve 0’lar) şeklinde algılar.  Örneğin, siz ‘merhaba’ yazmak için klavyenizde gerekli harflere bastığınızda; bilgisayar bunları ‘harf‘ olarak değil, her harfin karşılığına denk gelen ve 1 ile 0’lardan oluşan bir sayı şeklinde algılıyor. Bu durumu; ‘siz ekranın önünde ne yaparsanız yapın, bilgisayarın arka planında milyarlarca 1 ve 0 ışık hızında bir yerlerden bir yerlere hareket ediyor’ gibi düşünebilirsiniz.

Etiketler:fizik